6 Mart 2017 Pazartesi

0

İSTANBUL KIRMIZISI

 
Ferzan Özpetek filmlerini her zaman severek takip ederim ama İstanbul Kırmızısı bir başka oldu.
                         Birincisi uzun zamandır böyle güzel Türk filmi seyretmedim.
            Ve ikincisi izlediğim en iyi yazmak konulu filmler arasında iddaalıca yerini aldı.
   
   Film öncelikli hedefi bizi, Deniz karakterinin nereye gitti, öldü mü, ha çıktı ha çıkacak diye soru işaretlerine ve meraklara boğması. Neredeyse bir saat bu gizemin peşinden koşup duruyoruz çünkü kitabı basılacak ünlü yazar nedensizce ortadan kayboluyor. Bende eğer filme gittiğim arkadaşım gibi filmin sonunda da ''nerde lan bu Deniz'' diye hala Denizi aramaya takılsaydım bu kadar zevk almazdım sanırım.

   Türkiye'nin politik katmanları, toplumsal çeşitliliği filmin her karesinde gözümüze sokulmaya çalışıldı. Burada kendimce, Türk Yönetmen'in filmi değil de , İtalyan yönetmen'in Türkiye'deki filmi manşetlerini oluşturdum. Fazla eleştiremedim.. Cumartesi annelerinden tutunda, evsiz kalarak İstanbul'a sığınan kürt bir aileyle, otogarda askere uğurlanan Türk bayraklı bir gencin aynı yerde olduğu sahneye dek ağır şekilde göze batırmıştı.. Sanki biraz sonradan serpiştirilmiş gibi duruyordu fakat bana batmadı hatta ben bize farkettire farkettire senaryoda olmasından hoşlandım bile.

   Tuba Büyüküstün'ün oynayamamasına da değinip güzel izlenimlere geçeceğim.
Sevgili Nevalciğimiz resmen oynamıyor, okuyordu.Oyuncu aceleye gelmişte, elimizde bu varmış gibiydi. Rol veya karakter değil bu direk başarısızlık benim tanımlamamda. Orhan ile Neval'in tanıştığı gece vasattı Tuba. Dip .. Orhan karakteriyle masa da flörtöz bakışmaları haricinde oyunculuğa dair hiç bir şey yakalayamadım. Tipik dizi oyuncusu dedim Ezdim durdum,. 

   Gelelim filmi sevmeyen genel kitlenin bana göre neden sevmediklerine.
Yukarıda da dediğim gibi filmi Deniz, Neval ve Yusuf arasındaki dialoglardan yürütmeye kalkışanlar bu sevemeyen, anlayamayan arkadaşlar. Evet elimizde kitabını bitirmeye niyetli Yazar Deniz ve arkadaşları var, tabiki senaryo bizi buraya çekiyor. Yusuf karakterinin amacı, neden orada olduğu, ne diye bir anda soğuk bedeninin yıkandığı (uyuşturucudan öldüğünü tahmin etsem de) benim içinde kaostu ama çok takılmamaya çalıştım. Hatta bir ara cenaze sahnesinde  ''Deniz aslında Orhan mı ? Şizofren mi lan bu?'' diye işkillenmedim değil :)
Bu üç karakterin ilişkilerini anlamamız için hiç açık kapı bırakılmamıştı ve ben tüm eleştirilerin buna olduğunu görüyorum. Eh haksız da sayılmazlar. Ferzan, oyuncu kadrosunu arşa değdirerek çok sevdiğimiz oyuncuları seçtiği için biz bütün karakterlerin de hikayelerinin olmasını aradık. Beklentiyle gittik filme yani. Bu da seyirci hatası.

    Gelelim kitabına bağlı kalmadan sadece filmi 8/10 puanıyla değerlendirme sebeplerime.
Evet bende beklentiyle gittim. Benim beklentim Halit Ergenç'in oyunculuğu ve Ferzan bu kez ne yapacak beklentisiydi ki bu doğru beklentiymiş :D  Film bittiğinde tüm o kaosun, cevapsız hikayelerin aslında Orhan karakterinin yeniden yazması için, yeniden sevmesi için hatta belki de bir kitabın karakterinin olduğunu keşfetmesi için olduğunu görünce anladım ki ben  tezgahı sağlam yere kurmuşum :) Filmi götüren kim ne derse desin Halit Ergenç'in dipdiri oyunculuğu, senaryoya kendini adaması olmuştu. Yine gönlümde taht üstüne taht kurdu.
Ya o Serra Yılmaz'ın tatlı sert, yerinde oyunculuğu. Zerrin Tekindor'un karizması.
Ne kadınlar ama !

    Evet senaryo birazcık karışık, diyaloglar ise bu karmaşıklığı daha da zorlaştırıcı.
Ben filmin o düğümü açabileceğim tarafından tuttuğuma inandığım için çok sevdim. Kusursuz değildi ama ilk kez bir yönetmenin gerçekten ne demek istediğiyle ilgilendim ve kendimi filmin içinde hissettim. O martıların görüntüsünün, İstanbul'un hatrına severdim zaten filmi.

  Film bitince zaten delirircesine zevk almışım, bir sürprizi de jenerik müziğini çok sevdiğim canım kadın ''Gaye Su Akyol'/ Kırmızı Rüyalar'' seslendirdiğinden  gitmeden ezber etmişim bağıra çağıra salonda söylüyorum falan. Birkaç kişi bana dönüp kim söylüyor bunu deyince ben ta en arkadan en öne ''GayeSuAkyol'' diye bağırdım, bir kitle var, kendi köşelerinde dans etmeye başlamış '' geride ne han kalır ne ham mam''diye diye..

 ''Ankara'nın Griliği-İstanbul'un Kırmızısı'' dedim.

 Emeği geçenlerin emeğine sağlık. Gidin gidin, izleyin. 
 Ferzan Özpetek'ten hep daha fazlasını, daha fazlasını isteyeceğiz.


https://www.youtube.com/watch?v=BJqMaGd0vlM / Music

https://www.youtube.com/watch?v=uQhsbHpHY8A / Trailer

1 Şubat 2017 Çarşamba

2

Acil çıkış kapılarını ardında sürükleyen kadınlar

  Küçücük bir kahve molası verdim.
Isınmama bile yetmeyecek kadar dar zamanlı bir mola. Yine de en sevdiğim cam kenarında battaniyemin altına giriverdim. En küçük bir keyif anını bile her şeyiyle yaşamaktan yanayım.
Cam kenarı seviyorum ben. Sadece otobüste de değil ya da kapalı bir yerde olmama ihtiyaç duymaksızın. Bir parka girdiğimde, hatta derin bir mavilikte..
Kendime hep bir cam kenarı ararım. Arar bulurum.
Acil çıkış kapısıdır cam kenarı. Emanet hayatlarımızın, emanet fikirlerimizin güvenli çıkışı.

  Zor tabi böyle cam kenarına bağlı yaşamak ama tetikteyiz hep biz, bazılarımız.
Kaçabilen kadınlar zaten kendine başka başka, cam kenarları seçebiliyor ya da sunuluyor. Kendisini üzmesine izin vermeyeceği, başka bir yere anında kaydığı cam kenarları daima var. 
Ama ya kaçamayanlar? 
Onların yalnızca bir adet cam kenarı oluyor, seçimsiz.
Bu kaçamayan kadınların acil çıkışları olan mutfakları var.

    Acil çıkış kapısı, mutfakları..
  Onların önce tam bir kadın olmak için açtıkları mutfakları olur ve sonra da tam bir kadın kalabilmek için kaçtıkları mutfakları. Bütün hayatları bu iki farklı mutfak arasında geçer. Her duygusunu zorla dinlettirdikleri tencereleri olur onların mesela. Her karnıyarık yaptıklarında da mutlaka bir yerlerini yaktıkları derileri olur, canları gibi.. Keyifli günündeyseler kek yaparlar ve kabarmasını izlerler, pişmesini.  Salatayı yaparken artmasın isterler, tam yetirmeye çalışırlar, kendilerini böle böle ailesine yetirmeye çalışmaları gibi. Bütün evi bu mutfaktan yönetir lakin kendini evin o diğer odalarına bölemez bir türlü. Başka çıkış yolu bilmez. 
Daracık bir alanda bölünür de bölünür.

  Nerden çıkarıyorsunuz bütün kadınların korunmaya, sahiplenmeye ihtiyacı olduğunu ?
  Niye durdurdunuz ama diye başlayacak cümleleri ?
  Nasıl da eminsiniz kadınların yalnız başına başaramayacakları işler olduğuna ?
  Neden ihtiyaç duyarsınız siz konuştukça karşınızda sinenlerin olmasına ?
  Ne zaman bitecek içinizde bu üstünlük hissi, sevgisizlik hali ?

  Sıkıştırdınız, susturdunuz, ezdiniz, yalnızlaştırdınız. Hep versin istediniz, hiç doymadınız. Dövdünüz, tehdit ettiniz. Susmamasından şikayetlendiniz, sussa da değişmedi şikayetleriniz..  Nefes almak istemeye dahi kalksa öldürdünüz. Çocukları, babalarının öldürdüğü annelerini gömmeye gitmesine neden oldunuz. Nefretle büyüttünüz onları da. O öve öve bitiremediğiniz soy isminiz, şanınız yürüsün diye büyüttüğünüz, anaları doğurdukça sırtınızın sıvazlanma sebebi sevgisiz çocuklarınız. 

 Taciz, Tecavüz, Katliam. Şiddet bir türlü bitmeyecekti. Çünkü ''Erkek Adamlar'' var çevremizde. Kanıtlamaları gerekiyor erkek adamlıklarını. Yöntemleri bu Şiddet.

  Nefes almak için kendimizi ne kadar zorlarsak o kadar tekme yiyeceğiz belki evet ama öğreneceğiz. Bütün tekmelerin sonunda, her seferinde daha da yakınımızda bulabileceğimiz bir acil çıkış kapısı olacak. Dilediğimiz gibi bir hayat yaşamak adına bütün acil çıkış kapılarını ezber ettik biz. Biz kim miyiz ? 

  Suyun içinde oradan oraya savrulmayı reddedip, su yüzünde olmayı seçenleriz. Dalgalara yön verenleriz. Eğer yeryüzünde özgürce yaşamak fikri büyüyüp saracaksa kainatı, biz bu kainatı bu fikre bulayacak olanlarız. Birileri özgür olacaksa, en çok hak eden tarafız biz.  Biz özgürce yaşamak uğruna, susmayacak, sinmeyecek gerekirse yeri de göğü de bir edecek olanlarız. Ve özgürlük fikrini aklından kazımış her kadına nefes aldırana dek durmayacağız.
Biz acil çıkışın nerede olduğunu daima hatırlatacak olanlarız.

Otobüste şort giydiği için tekmelenen, hamileyken parkta yürüdüğü için şiddete maruz kalan kadınlarımıza ve daha nice fiziksel, psikolojik şiddet görenlerimize ithafen.  
                                       
                                                                                                       Umudumuz Sönmesin. 

7 Ocak 2017 Cumartesi

1

Günlük Yüz Temizleme Rutinim ve El&Vücut Kremlerim

Bioderma white object (Bunu yapan insan olamaz dediğim üründür.) Merhaba, bir ekşi yazarı gibi giriş yapayım dedim :) Böyle bir boy şişe tahminim üç aydır elimde, her gün kullanıyorum fakat sanırım yarıya yeni düşmüştür. Yüzümü temizleyince her defasında ''yok bir iki gün temizlememe gerek kalmadı'' hissi verir. Öyle bir şey. Estee Lauder'ın benim beğendiğim zamanlardaki eski temizleme jeliyle aynı etkiyi ilk kez yakaladım. Resmen yüzüm suyla arındırırken bir yandan gıcırdıyor. Hani ince cam bardakları musluğun altında yıkarken bir süre sonra bir ses çıkarır ya, temizliğin sesi. Hah işte o sesi yüzünüzde duyuyor, temizliği hissediyorsunuz. Alırken lekeli ciltler içinmiş, renk açıyormuş falan bin tane yorum okudum ama benim yorumum; aşırı temizlemesi dışında cildimi ışıl ışıl parlatması. Okurken ''Bu kadar mı iyisin mübarek ?'' diyebilirsiniz, az bile söylüyorum. Elinizde nasıl bir ürün olduğu, fiyatı veya miktarı hiç önemli değil. Hemen atın ve koşarak Bioderma'ya sarılın. Ben tabi ki Nur Bilen Yavuzer tavsiyesiyle aldım. Nur ne derse pişman olacağımı sanmıyorum, cildimizde benziyor çok şükür. Ben de kendimi bu sebepten avantajlı görüyorum. Bu büyük boyunu üç ay önce 47.00 TL gibi bir fiyata aldım. Elime iki kere sıkarak masaj yaparaktan yüzüme iyice yediriyorum. İçinde çok ince yapılı partiküller var ve buda aynı zamanda peeling etkisi yapıyor. Dolayısıyla ayrıyetten bir peeling ürünü de kullanmıyorum. Derinlemesine temizlediğine eminim,ondan canım. Masaj yaparak uyguladıktan sonra, 10 dk yüzümde bekletip, soğuk suyla yine masaj yaparak duruluyorum. Bu ürün piyasadan kalkana dek yüz temizleme ürünüm budur, değiştirmeyeceğim.  Tişikkirler Biidirmi :)




Neutrogena Yağsız Nemlendirici

İki sene kadar oldu yüz nemlendirici olarak bu ürünü kullanıyorum. Çok paralar vermek bir nemlendirici için hiç bir zaman mantıklı gelmedi bana, şimdilik. Genelde indirimlerde çift çift alıp koyuyorum. Tanesi 15.00 TL'ye falan geliyor sanırım.İki ay önce yine Nur Bilen Yavuzer'in Snapchat'te, yağlı ciltler için çok uygun yapılı bir nemlendirici, dediğini duydum. Sağlaması da sağlam yerden geldiği için devam. Yüzümü temizledikten sonra Neutrogena ile nemlendiriyorum. Hem hafif hem sivilcelendirmiyor. Vazgeçilmezim değil ama dediğim gibi şimdilik ihtiyacımı görüyor.









 Madecassol, Normal şartlarda leke, uçuk, çatlak iyileştirme de kullanılan bir hücre yenileyicidir. Ben çok ağır sivilce izlerim varken tanıştım, lekeler tedavi olmadan evvel o lavanta kokusuna aşık oldumi sonra da işlevine. Benim üç günde bir kullandığım nemlendiricim artık kendisi. Annanem de nemlendirici olarak kullanırdı ama ben yine Nur'un tavsiyesiyle başladım. La Roche Posay'in de bir Hücre yenileyici kremi var, merakımda. Onu da kullanıp yazacağım. Bilen, kullanan varsa bir yorum alırım.









Neutrogena El Kremleri 

Ankara'nın ayazında gelip gönlümüze taht kurmuş kremlerdir.  
Böğürtlenli Bakım Kreminin kokusunun hastasıyız yapısı ince, 
güzel nem veriyor ama sanırım kullanımını beğenmesem de
 ellerimi güzelleştiren kış aşkı serisinin bu kırmızı kapaklı el 
kremi. Acayip zor sıkılıyor, hatta yardım istiyorum o derece.
Kalın yapılı, merhem gibi, zor sürülüyor ama uzun süre nemi ellerimde tutuyor.İkisini de ayrı ayrı beğeniyorum.
Bir el kremine göre de hiç uygun fiyatlı sayılmazlar. 
Ama değerler.



 Bioderma Atoderm Lip Stick

2. Bedava kampanyasından yararlanarak, iki ürünü sanırım 28.00TL' ye aldım. Beğendim ben o dudağı adeta parafin gibi kaplayan parıldamayan lipstick'leri seviyorum.  Bioderma da öyle bir ürün çıkarmış. Tavsiye yine Nur'dan.Nur'dan tabi kızmayın. Ben kendim keşfetmiyorum, zira bloğumda böyle bir kozmetik, cilt bakımı bloğu değil. Sadece beğenilerimi paylaşmak istiyorum. Bir ara şans verin derim sevgili lip stick'imize ;)





Limon Yağı, Çok farklı bir kullanım yeri için almış olsam da fazla geldiği için ''ay bunu nereme sürsem'' diye google'da bir bilen'e danıştım. Kışın topuklarımda çatlaklar oluyor, bu kullanım alanlarından biriymiş, hakikaten düzenli kullandım ve bir kaç haftadır çok rahatım. Dişlerimi fırçaladıktan sonra haftada iki kez diş beyazlatıcı olarak kullanıyorum. Bir kez de banyodan sonra tonik niyetine yüzüme sürdüm. Yastığıma damlattım, güzel kokuyor. Burner'lerım var ona damlatıyorum oda şahane kokuyor.
Geçen bir de deli bir sivilcenin eşiğinden beraber döndük, üstüne bastırdım, büyümeden sönüverdi. Valla yağlar en iyisi hacı galiba.
Kocakarı yağlarında türlü şifalar. Limon lovers :)









Neutrogena Vücut losyonu Nivea'yı aldatarak ilk kez bu yazıda da yoğunlukta olduğu gibi Neutrogena'yı seçtim iyi de ettim. Yani yatıştırıcı, sıkılaştırıcı hiç bir özellik gözetmeden kokusu ve yapısını beğenerek aldım. Norveç böğürtlenliye benziyordu kokusu. Bir dahaki sefere bunu değil böğürtlenliyi alacağım (kokunun cazibesinden) ama bu istediğim nemi veriyor kurutmuyor da iki günde, Ankara gerçekten soğuk çünkü.




Yüz temizleme rutinimde Nivea'nın canlandırıcı toniği de var ama hiç bir halta yaramadığı gibi canlandırıcılık hak getire olduğundan kalabalık etmek istemedim. Resmen israf.
 Burun kenarımdaki nadir görülen siyah noktalar içinde BİM'in siyah nokta bantlarını kullanıyorum.Eskisi gibi burnumu kavramadığını düşündüğüm için o da yukarıdaki güzel listede yok.
Güzel bir göz çevresi maskesi, kremi, serumu tavsiyesi olan varsa alırım. Şişlikten şikayetçiyim. 
Sabırla ''ne yazmışsın arkadaş'' deyip uzun yazılarımı okuyanlara çok teşekkürler. Emeğinin ne şekilde olursa olsun karşılık bulması ne muazzam :)
Görüntülenmelerimiz bol olsun ..

10 Aralık 2016 Cumartesi

0

YOLO Dünyası için Geri Sayım Başladı!

haydar-colakoglu-yolo-uygulama
Ulaşımda En Pratik Yol O!  sloganı ile yola çıkan ve Uber’in karşılaştığı en güçlü rakip olan girişim YOLO için geri sayım başladı. Dünyada olduğu gibi ülkemizde de yoğun ilgi gören şehir içi, konfor ve kaliteyi birleştiren yolculuklar sağlayan platformlara bir yenisi daha ekleniyor. Kısa süre içinde hayatımızda farklı bir yer edinmeyi hedefleyen girişimin adı YOLO.
YOLO, şehir içinde lüks segment araçlar ile şehir içi VIP taşımacılık hizmeti veren ve sektöre çok iddialı girerek diğer rakiplerine nazaran çok farklı iş modeli ve kazanç vaat eden bir mobil uygulama. Dünyada Uber modeli olarak bilinen mobil uygulamanın Türkiye versiyonu olarak planlanmış olan YOLO, uzun süren Ar-Ge çalışmaları sonucunda ortaya çıkmış.
YOLO’yu dünyadaki benzerlerinden farklı kılan en önemli özellik TR’de hukuksal altyapısının sağlamlığı ve farklı kazanç modelleri. YOLO, hem kullanıcılara, hem de iş ortaklarına sağladığı yeni nesil bir iş modeli ile kısa sürede yola çıkıyor.
haydar-colakoglu
YOLO, TEB Holding ve Çolakoğlu Grup Yönetim Kurulu Üyesi Haydar ÇOLAKOĞLU başkanlığındaki güçlü yatırımcı ve yönetim kadrosu ile de dikkat çekiyor. Yönetim kademesindeki 12 kişilik tecrübeli ekibin, 1 yıl süren çalışmaları sonucu ortaya çıkardıkları YOLO, şehir hayatına yeni bir soluk getirmeyi planlıyor.
haydar-colakoglu-teb-genel-mudur
haydar-colakoglu-teb
Ulaşımdaki zorlukları keyif ve konfor ile çok uygun koşullarda sunmayı hedefleyen ekip adına konuşan YOLO Yönetim Kurulu Başkanı Haydar ÇOLAKOĞLU şunları söyledi;
“Günümüzde temel ihtiyaçlarımızdan biri olan şehir içi konforlu seyahatin hızlı, güvenli ve ucuz olarak sağlanabilmesi başlangıç noktamızdı. Bununla birlikte, kayıt dışı kalan birçok seyahatin kayıt altına alınarak vergilendirilmesi, sektörde hukuksal altyapının sağlamlaştırılması yeni düzende yeni normallere alışan bizler için çok önemli. İşlerimize teknolojiyi en verimli şekilde entegre etmek hem kullanıcılarımıza hem de iş ortaklarımıza yüksek kazanç sağlayacaktır.
YOLO yüzde yüz yerli yapım bir uygulamadır. Amaçlarımızdan biriside bu iş modelini hızlı bir şekilde ülke dışında da kullanılan bir marka yapmaktır. YOLO’nun temel felsefesi bundan ibarettir.
Kendi kurucularımızın sağladıkları desteklerin yanında, henüz başlangıç aşamasında iken Los Angeles merkezli bir yatırım şirketinden 16 milyon dolar değerleme ile bir kısım yatırım aldık. Kendileri ile yaptığımız çalışmalar sonucunda da “you only live once” baş harflerinden oluşan YOLO isminde karar kıldık. Bunun yanısıra Los Angeles, San Francisco, Londra ve Zürih merkezli yatırımcı grupları ile de görüşmelerimiz devam etmekte. Bu güç birliği platformu ile hem UBER gibi bir dünya devine rakip olacak, hem de Türkiye’den bir dünya markası çıkartabilmek için çalışacağız.
haydar-colakoglu-yolo-turkiye
Başlangıç gününde 300’ün üzerinde araç ile hizmet verecek olan YOLO ile kullanıcılar, tek tuş ile araç çağırabilecek, ulaşım ücretlerini kredi kartları ile ödeyebilecekler. Araçta unuttukları herhangi bir eşyanın güvende olduğunu bilecekler. Yıl sonu hedefimizde 1000’i aşkın araçla hizmet vermek var.
Bu uygulamaların yanısıra yolcularımızı çok özel kampanyalardan da faydalandıracağız. Farklılıklarımız, ilk günden bu ayrıcalıklar ile görülecek. Kasim ayında acilacak beta surumu ile İstanbul`un bazi seckin mekanlarinda yapilacak test surusleri ile hizmete baslayacak olan uygulama üzerinden özellikle tanıtım günlerimizde kayıt yaptıran yolcularımıza 15 Aralık - 4 Ocak tarihleri arasında ücretsiz ulaşım hakları, çeşitli promosyonlar sağlayacağız. Açılışa özel bu kampanya gibi birçok büyük kurumdan da kampanya desteği alan YOLO ile yolculuklarınızın standartları değişecek. YOLO’yu hepinize tavsiye ediyorum. YOLO dünyasına hoş geldiniz.”
GooglePlay ve AppStore dan indireceğiniz uygulama sayesinde YOLO dünyasında siz de yerinizi alın. Detaylı bilgi ve iletişim için www.yolo.com.tr adresinden YOLO’ ya ulaşabilir @yolo_turkiye Instagram adresinden de takip edebilirsiniz.

Bir boomads advertorial içeriğidir.

16 Kasım 2016 Çarşamba

0

Ten Ürünleri


GARNİER BB CREAM/ MEDIUM
Selam,
Yüzümdeki birkaç iltihaplı sivilceyi kapatmak için kalkıştım ve ilk kez bir ten ürünü kullandım. Yine kılı kırk yararak birkaç tavsiyeyle aldım. Ucuz olduğu için başta almak istemedim ama beklentimi karşıladı. Sür çık bir ürün değil zamanla ciltle bütünleşiyor. Sürünce, peçeteyle siliyorum zaten. Mat değil, kremsi, bunu seviyorum. Bende ki medium tonu. Cildimi parlattı. Günlük kullanmıyorum zaten ama yine de sivilce yapmadı. Şuan da, ihtiyaç duymadığımdan sadece göz altlarıma, dudak ve burun kenarlarıma kullanıyorum. Hem ağır olmuyor, renk eşitleniyor falan. Diğer alışverişimde başka markayı tercih edecek olsam da ucuz ve kaliteli arayışımda yine Garnier'in kapısını çalarım.







Max Factor, Affinitone Concealer, Medium

Concealer sevemiyorum diye giriş yapsam çok sert olmaz sanırım, çünkü ben kozmetik yazmıyorum değil mi ?

Concealer sürdüğümde göz altlarım nemlendirmiş olsam dahi inanılmaz kuruyor. Makyajımı çıkarana kadar ürünün ağırlığını hissediyorum.
Ürünün rengini ve kapatıcılığını sevmiştim AMA çizgilere doldu ne yazık ki ! 

Bende bu sebepten dudaklarıma çerçeve niyetine kullandım. Bir seneye yakındır bitiremedim hatta. Concealer ve Contour çok yapay bence ki ben allık için bile böyle düşünürken, Kaybolayım artık, fazla oldum. 

                                         Sevgiler
                                       

8 Kasım 2016 Salı

0

LA ROCHE-POSAY (Güneş Koruyucu Yüz kremi)



Sevgili Nur Bilen Yavuzer'in tavsiyesiyle gidip aldığım yazında pek severek hatta abanarak kullandığım bir kremdir. Hatta teyzemin Alamanya'dan getirdiği güneş kremlerini solladı.
İlk gördüğümde asla yetmez diye düşünsem de yazın 6-7 kişi bir tatili çıkardık ben öncesinde ve sonrasında da fazlaca kullandım. Meğer o küçücük kutunun içinde dünyalar gizliymiş.

Bu arada cilt bakımı ve makyaj ürünlerini yazmaktaki marifetsizliğimi  de görmüş olun. Kışa girdim güneş kremimi yazıyorum.

Ama anca bitirdim ve çook memnun kaldığım için yine de yazmak istedim. Beni mest eden en büyük özelliği mat oluşuydu, ilk kez mat bir ürün kullandım genelde kremsi ürünler tercih ederim ama yazın mat diye bir gerçeklik varmış. Yani ürünü mat olsun, paraben ve parfüm içermesin falan gibi bir araştırmayla almadım açıkçası, Nur Bilen Yavuzer paylaşmış, sorgulamadan gittim, aldım. Bir de genel bilgi olsun diye yine de  youtube'dan nasıl güneş kremi alınır, bu paraben nedir ? UVA ve UVB ışınları nelerdir ? ,  30+ ve 50+ ne işe yarar ? Detaylı bir araştırma yaptım.

 Yüzüm terlemedi bile. Sivilcelenme kesinlikle olmadı. Kutusu çok kullanışlı akma falan kesinlikle olmuyor. Ayrıca kremin hafif bir kokusu var bu da kremi avantajlı kılıyor benim için. Suyla temas ettikten sonra yenilendiğini okudum. Ben tam koruma hissettim, kremim sürer sürmez verdiği bir his var onu da sevdim... Bence eksi tek bir yanı var, oda fiyatı 64.00 TL'ye aldım. Ama kesinlikle ederi . Kullanmaya devam edeceğim. Belki araya bir Bioderma sıkıştırabilirim.
 La Roche Posay'in gözaltı kremini kullanmayı düşünüyorum fikri olan varsa yazarsa memnun kalırım. Güneşli günler :)

29 Eylül 2016 Perşembe

3

Dudak ürünleri

Merhabağğ
En olmazsa olmaz dediğim makyaj ürünü kuşkusuz ruj'dur. Gözlüğümü takıp,  rujumu sürer çıkarım, net. Makyaja çok düşkün değilim ama rujun yeri başka.. Yine içlerinde sevdiklerim ve sevmediklerim olan bir kolaj hazırladım. Buyrun .

                                                   Max Factor lipfinity 5264
Bu rujun daha önce mor rengini alıp blogda paylaşmıştım. Olumsuz yorum da yapmışım ne haddimeyse, şimdi o bilgiyi tamamen aklınızdan çıkarın. Bayıldım diyorum, bu zamana kadar kullandığım en güzel ruj fakat bu pembe renk, mor olandan biraz ayrı. Niye ayrı bilmiyorum ama mor olanı sürdükten sonra günün sonunda ruj dudaktan gittiğinde dudaklarım yumuşacık olmuyor. Parafin hissini bilirseniz, dudaklarımın üzerinde parafin varmışçasına, pembe de bu hissi yakalayamadım. Mor olan favorim, bittikçe yenileyeceğim. Hem rengi, hem o ne mat ne parlak olmayışı (yani o kremsi ruj oluşu ki en sevdiğim), kalıcılığı, kokusu 10 üzerinden 8 :) Bu pembe rengi de çok severek aldım yazın sürdüm sürdüm çıktım, özellikle tatil bölgelerinde kalıcılık değil ama duruşu, sürümü, kokusu yine harika. Yine görseli anlatmak yerine mor olanı anlattım ama max factor standına gidip ruja sarılıp '' Bana seni gerek, seni '' diyorum, beş dk. sarılıyoruz. O derece ;)  Max Factor yapıyor Hacı Abla ;)
                                                     

                                                            

                                                               Max Factor Lipfinity 5265
 
Benim için en olmazsa olmaz ruj rengi turuncudur. Turuncu rujun hastasıyım fakat böyle portakal rengi ruj bulmak için çok gezindim. Avon'dan Nyc'ye, Maybelline'den Flormar'a ve Hatta Mac'e baktıysam da sorun edindim ve bulamadım. Daha önce Max Factor'un bu turuncusuna da bakmış olmama rağmen ikinci kez hiç bakmamışım. Geçenlerde bir Watsons indiriminde alıp denedim, beğendim. Keramet lipfinity serisinde diyorum artık. Renk istek üzerine yaptırılmış gibi aradığım renk, kolay sürümü, kremsiliği ve her zaman dediğim gibi Koku :) Turuncu ruj arayanlara şiddetle tavsiyemdir. Bence turuncu rujun mevsimi yok, her mevsim çarpıcı :)
Şöyle minicik bir sorun var kapaklar çok çabuk kırılıyor.
Nasıl çözeceğiz ki ?
                                               
                                                         
   Maybelline AlwaysPlum 260 and Pastel DayLong 19

Maybelline ile ilgili yorumu daha önceki postlarda yazmıştım. Çok ucuz çok kaliteli bir ruj. Dünyanın da en dayanıklı rujlarından bence ki bende ruj pek durmaz, bu duruyor. Dudak rengime de çok yakın, bu yüzden bayılıyorum. Koyu renk kahve-mor-bordo arası bir ruj arayanlara direkt önerimdir. 
Pastel'in bu ruju için yorum yapamayacağım. Bir kere sürdüm dudaklarımı felaket kuruttu ve sürerken de anladım ki ben koyu renk mat ruj kul-la-na-mam. Direk kuzenime hediye..


Pastel Day Long 15 and 20
Pastel'in bu iki rujunu 6 aydır kullanıyorum, Bittikçe yenileye yenileye. Bazen diğer çok renkli rujlarımın üzerine sürüyorum, rengini açmak için, hafifte matlık veriyor. Olay bir görüntü oluyor. 
Mat likit ruj kullanmak dudaklara çok iyi bakmak demek, ihmal etmiyorum.


Blistex Lip Balm
Şu zamana kadar kullandığım ve türkiyede bulabildiğim en iyi dudak kremi bence. Öneri üzerine aldım, benimde önerilerime olumlu dönüşler oluyor. Parafin bunda da var, Parafin :D 

Şimdilik bu Kadar, kış için yine bir bordolar, kırmızılar, kiremit renkleri düşünüyorum
Önerisi olan varsa, keyif dikkate alırım.
Teşekkürler..